12 Aralık 2011 Pazartesi

Füze kalkanı projesi ve sertleşen İran tehdidi

Türkiye'de kurulması kesinleşen NATO Füze Kalkanı Projesi doğu komşumuz olan İran'la aramızı günden güne açıyor. Şimdi de İranlı bir milletvekili bir çatışma halinde önce Türkiye'deki füze kalkanını vurmakla işe başlayacaklarını, sonra diğer hedeflere yöneleceklerini açıkladı.

ABD ve Batı Dünyası uzun zamandır İran'ın silahlanmasından ve özellikle nükleer çalışmalarından rahatsız. İran da bu cenahtan kendisine yönelen tepkileri haklı çıkaracak şekilde oldukça kapalı, tehditkar ve uzlaşmaz davranıyor. Gerçi Batı ülkeleriyle uzlaşmak için onların tüm dediklerine uymak gerekiyor. Yoksa potansiyel bir düşman oluyorsunuz.

Türkiye, İran'la ilişkiler konusunda uzun zamanlar aslında Batı dünyasının istediği çizgiden uzaktı. Özellikle 2010 yılında nükleer krizinin zirveye çıktığı dönemde Türkiye ve Brezilya, İran'la bir anlaşma yaparak Batı Dünyası'na sorunu çözebilecek bir öneri sundular.


Bu anlaşma Batı Dünyası'nda kabul görmek bir yana Türkiye'nin NATO üyeliğinin ve Batı müttefikliğinin sorgulandığı bir duruma dönüştü. Türkiye Batı'nın ve özellikle ABD'nin ciddi muhalefetiyle karşılaştı. Bunu göğüslemek ve dik durmak zor bir alternatifti. Hükümet bu alternatifi seçmek yerine daha kolayını seçti. İran'la Amerika önderliğindeki Batı'nın anlamsız düellosunda doğruyu seçmek yerine güçlünün yanında yer aldı.

Sonrası malum; NATO tarafından Türkiye sınırları içinde bir Füze Kalkanı kurulması gündeme geldi. Kamuoyu ne olduğunu anlamadan bu füze kalkanının kurulacağını kesinleştiği söylendi. Artık bu proje gerçekleşme aşamasında. İran'a yönelik tehditlerin gerçekleştirilmesi ve İran'ın sahip olduğu iddia edilen ve birçok Avrupa ülkesini ve tabi ki İsrail'i vurabilecek teknolojiye karşı olduğu neredeyse açık olan bu füze kalkanı ülkemize çok az bir yarar getirmekle birlikte inanılmaz riskler getiriyor. 

İlk sorun iki kutbun anlaşmazlığında tarafımızı açıkça seçmiş oluyoruz. Evet NATO ülkesiyiz, kurallara uymak zorundayız. Ama birçok bağımız olan ve halkıyla da ciddi bir sorunumuz olmayan komşumuz bir ülkeye karşı yapılan bu projede neden bu kadar kolayca teslim olarak kendimizi de hedef haline getiriyoruz.

İkinci sorun İsrail'in ve Avrupa ülkelerinin korunmasının neden bizim ülkemiz topraklarından gerçekleşmesine izin veriyoruz. Sonuçta tehdit ilk planda bizi ilgilendirmiyor ama füze kalkanı sonrası biz de tehdit altında kalıyoruz. 

Son ve ciddi sorun ise Irak'ta Amerika'nın işgaline nasıl sessiz ve tepkisiz kaldıysak İran'a yapılacak olası bir saldırıda da sessiz kalacak gibi olmamız. Hükümetin geçen yıla kadar elinden yaptığını görüyorduk. Ama onlar da vazgeçmiş gibi duruyor. Hak hukuk yerine güçlü olanın sözünün geçtiği bu haksız dünya düzeninde bizim de haksızlıklara razı olan dilsiz şeytan rolü oynamamız. 

Daha önce bir yazımda yazmıştım. Hükümetin komşularla sıfır sorun politikasının nasıl iflas ettiğini. Maalesef diğer komşularımızla sorunların hacmi ve başımıza açabileceği dertler sınırlı. Ama İran o kadar küçük bir lokma değil. ABD'nin olası bir saldırısı tüm dengeleri değiştirebilir. İran'ın cepheyi genişletebilmek için yapabilecekleri bizi de çok ciddi sıkıntılara sokabilir.

Bununla birlikte İran'ın tehditlerinin birinci dereceden Türkiye'ye değil onu destekleyen ittifaka olduğunu düşünüyorum ve düşünmek istiyorum. Çünkü hiçbir İranlı yetkilinin de Türkiye gibi yüzyıllardan beri komşusu ve dostu olan bir ülkeyi ebediyen karşısına alacağını zannetmiyorum. Ama yine de savaş ve yıkım zamanlarında ülkeler ve insanlar soğukkanlılıklarını yitirirler. Anlamsız ve yanlış karar verebilirler. Tabi bu kararların neye mal olacağını düşünmek zor olmasa gerek.

Bunun yanında tamamen İran'ın insafına kalacağımızı da düşünmüyorum. Türkiye silah gücü açısından oldukça güçlü bir ülke. Hele Batı ittifakının ve ABD'nin inanılmaz savaş gücüyle birlikte Türkiye'ye yıkıcı bir zarar İran tarafından gelemez. Burada önemli olan sonuçta herkesin kaybedeceği bir savaşta taraf olmanın, savaşı engellemeye çalışmamanın ve komşumuzun vurulmasına yardım etmenin sorumluluğudur.

Hükümet acilen 2010'daki politikalarına dönmeli, ABD'ye, İran'a ve diğer dünyaya sorunun çözümünün savaşla, füzeyle, ölümle, yıkımla olamayacağını, çözümün bu şekilde olacağını düşünenlerin yanında yer almayacağını anlatmalıdır. Bu şekilde davranmazsa Irak İşgali'nde olduğu gibi milyonların ölümüne, yetim kalmasına seyirci oluruz. Hatta bu sefer seyirci olmakla kalamayız bizim ülkemiz de savaş alanına döner. Bizim masum insanlarımız da ölür.

0 yorum: