5 Aralık 2011 Pazartesi

İstanbul, büyük depreme hazırlanamaz!

Deprem, son yıllardaki en önemli gündem maddelerimizden biri. 1999 yılında gerçekleşen ve binlerce insanımızı kaybettiğimiz Marmara Depremi'nden sonra tüm gözler İstanbul'a çevrildi. Oldukça aktif fay hatlarının yakınında yer alan İstanbul'da olabilecek bir depremin oluşturacağı can ve mal kaybı oldukça sık konuşulmaya başlandı.

Toplum olarak olayları çabuk unutan bir milletiz. Ama deprem kendini unutturmadı. Haiti'de olan deprem, Endonezya'da olan deprem ve tsunami, Japonya'da uzun yıllardır benzeri görülmemiş tsunami hep aynı soruyu akla getirdi: İstanbul'da ne zaman deprem olacak? Hele son bir iki ay içinde Van'da meydana gelen depremlerle İstanbul için deprem korkusu kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı.

Hükümet te özellikle Van Depremi'nden sonra siyasi bedeli ne olursa olsun depreme dayanıksız binaların yıkılacağını yerine depreme dayanıklı ve daha yaşanabilir binalar inşa edileceğini açıkladı. Hemen ardından da İstanbul'da birkaç ilçenin pilot ilçe seçildiği bu bölgelerde yapılacak çalışmalarla işe hemen başlanacağı açıklandı.

Bana göre özellikle hükümetin açıklamaları göründüğü kadarıyla temenniden öte gitmez. Nedenlerini az sonra sayacağım.

Şimdi öncelikle ilk sorumuz şu: İstanbul neden büyük depreme hazırlanamaz? Bu soruyu cevaplayabilmek için dünya üzerinde depremle baş edebilen ülkeleri ve edemeyen ülkeleri gözümüzün önüne getirmemiz lazım.

En basit örnek Japonya. 7 ve benzeri depremler Japon halkı için oldukça sıradan. Binalar bu şiddetteki sarsıntılara uygun sağlamlıkta ve esneme payı ile birlikte inşa edilmiş. Ola ki sarsıntı umduklarından şiddetli bile olsa çocukluktan beri aldıkları eğitimle kesinlikle panik yapmayan bir yaklaşımları mevcut. Tsunami sonrası televizyonlara yansıyan görüntüler gördük: Bir ihtiyaçları varsa intizam içinde sıralarını bekleyerek, kargaşa olmadan, yağma olmadan ihtiyaçlarını gideriyorlar.

Depremle baş edemeyen ülkeler için son senelerde İran, Haiti ve tabi ki Türkiye göze çarpan örnekler. 1990 yılında İran'da meydana gelen depremdeki tahmini ölü sayısı 40 bin, 1999 Türkiye depremi resmi rakamlara göre 17 bin 480 kişi, 2010 Haiti depremi ölü sayısı 40-50 bin. Ölçek olarak Japonya'dakilere yakın depremler binlerce kat daha fazla can ve mal kaybı ile sonuçlandı.

İran'da yıkılan evlerin görüntüsü gözümün önünde. Dayanıksızlığı ve depremde yıkılacağı o kadar belli ki. Haiti hakeza. Türkiye'yi söylemeye gerek yok. Şu an İstanbul'un pek çok semtini gezseniz ve sadece gezerken binanın görüntüsünden depremden etkilenme oranını tahmin etseniz % 70'e yakın doğru bilmeniz olası.

1999 depreminden sonra ülkemizde nispeten iyi gelişmeler oldu. Örneğin gecekondu üretimi hemen hemen sıfırlandı. İnşaat yapmak belli prosedürlere bağlandı. Eksik te olsa belli denetimler getirildi. Bunun sonucunda yeni yapılan binalarda depreme dayanıklılık oranı belki % 90 lara yaklaştı. Ama mevcut yapı stoğu için hemen hiç bir şey yapılmadı. Ruhsatsız binalar bir tarihte Başbakanımızın dediği gibi % 70'e yakın bir çoğunluktu. Son zamanlardaki iyileşmelerle belki bu oran % 60'lara falan düşmüştür.

Bunun anlamı da şudur: İstanbul'da oturan yaklaşık 15 milyon insanın tahminen 9 milyonu deprem riskinin çok yüksek olduğu binalarda oturmaktadır. Kamu binaları da bundan farklı değil. Okullarda ve diğer binalarda yapılmaya çalışılan tüm güçlendirme ve yenileme çabalarına rağmen en az % 50'lik bir oran da kamu binaları için söz konusu. Bunun anlamı da her gün okula, hastaneye, belediyeye, vergi dairesine vs. giden insanların depreme orada yakalanmaları halinde hayatlarını kaybetme şansının iyimser hesaplarla % 50 olmasıdır. Yani her gün hayatımızla yazı-tura oynamak zorundayız.

Depremle mücadele için vatandaşın da kendi hazırlığını yapması gerekiyor. Onca deprem görüntüsü, onca acılı ölümler evlerini yenilemek için vatandaşları harekete geçiremiyor. İstanbul'da canlı cenaze gibi duran onlarca semtin sakinlerinin evleriyle ilgili hiçbir şey yapmaması oldukça şaşırtıcı. Tüm beklenti devletin ya da bir müteahhidin gelip arsasını, evini alıp üstüne fazladan daire vermesine bağlanmış. Çevremde şahit olduğum yaklaşımların bir çoğu bu yönde. Evin dayanıksızlığı biliniyor, bir şeyler yapılması gerektiği biliniyor, ama iş icraata geldiğinde hemen rant hesapları başlıyor. Tamamen depreme bağlı ve hızlı bir harekete geçme yok denecek kadar az. Bunda belki kaderciliğimizin de rolü vardır. Olayları önceden düşünmek, ona göre tedbir almak yerine olduktan sonra üzülmek sanki genlerimizde var. Bu da ait olduğumuz Ortadoğu kültürüyle açıklanabilir belki bilemiyorum.

Gelelim en önemli konuya. Bana göre İstanbul'u ve Türkiye'nin herhangi bir bölgesini depreme hazırlayabilecek yegane güç bizzat devletin kendisidir. Ama hükümette bu iradeyi görmüyor ve üzülüyorum. Devlet yöneticileri olayı zamana bırakmış gibi görünüyorlar. Bakmayın Van Depremi'nden sonraki ateşli açıklamalara, alelacele yapılmış toplantılara. Hepsinin sonuçsuz kalacağını şimdiden üzülerek görüyorum. Neden mi? Oldukça basit. Atalarımızın bir sözü var: 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.' Ben yapılan ve yapılmayan işlere bakıyorum. Ak Parti hükümetleri iktidara geldiğinde depreme doğru bir şekilde yaklaştılar. Zaman içinde İstanbul'un yıkılıp yeniden yapılması gerektiğini, bunu da kademe kademe yapacakları açıkladılar. Bunun için de Zeytinburnu ilçesinin pilot ilçe, Sümer Mahallesi'nin de pilot mahalle seçildiği duyuruldu. Proje oldukça akla yatkındı. Tüm mahalle parça parça yıkılacak, devlet tarafından yapılacak yeni evlere taşınan insanların boşalttığı yerlere yenileri yapılarak tüm mahalle yenilenmiş olacaktı. Yıllar süren çalışmalardan sonra Kiptaş'ın 2009'da bir temel attığını biliyoruz. Ama bir şeyi daha biliyoruz: Sümer Mahallesi hala yerinde duruyor. Henüz pilot ilçenin pilot mahallesi bile halledilememişken kalan yüzlerce mahallenin nasıl yapılabileceği gerçekten bir soru işareti. Ve bu proje neredeyse akim kalmışken Van Depremi'nden sonra tekrar pilot ilçeler seçmek, kararlılık mesajları vermek sadece ve sadece temenni olur, belki insanlara işin ciddiyetini hatırlatan uyarılar olur.

Ama devletin bu işi bu kafayla yapamayacağı ortada. Onun için benim İstanbullu hemşerilerime naçizane tavsiyem zamanı ve depremi beklemesinler, rant peşinde olmasınlar. Deprem öncesi yapılan evlerini zenginlik sayıp deprem sonrası yapılmış binalardan aynısından ya da daha fazlasından edinmenin hesabını yapmasınlar. Öncelikle başlarını sokabilecekleri sağlam bir ev edinsinler. Unutulmamalıdır ki her an olabilecek deprem bu hesapların hepsini alt üst eder.

Son söz olarak bugünkü yapıların yenilenmesinin ve İstanbul'un depreme büyük oranda hazır hale gelmesinin bugünkü hızla ilerlemesi halinde en az 30 yıl alacağını (yeni binaların depreme dayanıklı olacağını ve eski binaların da zaman içinde işlevini yitirerek terk edileceği göz önüne alınarak), bu süre sona ermeden büyük bir ihtimalle büyük depremin olacağını üzülerek tahmin ediyorum.

0 yorum: