9 Aralık 2011 Cuma

İstanbul'un devasa bütçesi ve düşündürdükleri

İstanbul'un 2012 yılı bütçesini duymuşsunuzdur: 20 milyar Türk Lirası gibi müthiş bir rakam. Bu rakam İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ, İETT vb. kuruluşları kapsıyor. Haberlerde okumuşsunuzdur; dünya üzerindeki 94 ülkenin bütçesinden daha büyük bir rakam bu.

Birçok açıdan sevindirici bir haber gibi görünüyor. Ülkemizin en büyük şehrinin ulaştığı müthiş ekonomik güce işaret ediyor. Dünya çapında bir şehrimiz olduğunu bize müjdeliyor.

Ama diğer taraftan da oldukça büyük olumsuzlukları barındıran bir tablo. Ülkemiz son 40 yılda yaşadığı göç dalgalarıyla ve bununla birlikte tarım toplumundan sanayi, ticaret ve hizmet ağırlıklı topluma geçtikçe ciddi sıkıntılar yaşadı, yaşıyor.

Bu sıkıntılardan ilki bu yazımızın konusunu oluşturuyor. 1980 öncesi tüm Anadolu'ya daha dengeli yayılmış olan nüfusumuz göçlerle büyük şehirlerde toplandı. Bu da İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Diyarbakır gibi şehirlerin büyük nüfus artışları yaşamasına sebep oldu. Özellikle İstanbul en büyük ve iş imkanlarının en fazla olduğu il olması dolayısıyla büyüdükçe büyüdü. Şehrin yaşanabilecek alanları hızla doldu, her 5-10 senede bir yeni mahalleler, ilçeler oluştu. Bu süreç kendini sürekli tekrar etti halen de ediyor. İstanbul'un bu büyümesi ciddi sorunları da beraberinde getirdi.

Örneğin trafik sorunu gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alarak hızla büyüyor. Çok değil bundan 10-15 sene önce belli saatlerde ve belli istikametlerde yoğunlaşan trafik artık günün hemen her saatinde ve onlarca noktada kilitleniyor. Metrobüsün devreye alınması, metro hattının uzatılması, yeni metro hatlarının devreye alınması, yollardaki iyileşme çabaları köklü çözüme ulaşılmasını sağlamış değil. Çoğu İstanbullu evinden işine ulaşabilmek için saatlerini ve dolayısıyla ömürlerinden ciddi sürelerini trafikte harcıyor.

Bir diğer ciddi sorun yapılaşma sorunu. Birkaç gün önce 'İstanbul büyük depreme hazırlanamaz' demiştim. Yeni yapılan binalar nispeten daha modern, depreme daha dayanıklı inşa edilse de halen İstanbul'un büyük bölümü plansız, projesiz, inşaat standartlarına aykırı olarak inşa edilmiş evlerden ve diğer binalardan oluşuyor. Birçok semt, sokaklarında gezdiğinizde sizi ürkütüyor. Hemen yıkılıverecekmiş gibi duran binalar, daracık sokaklar insanın deprem, yangın ve diğer afet durumlarında neler yaşanabileceğini hayal etmesine ve üzülmesine sebep oluyor. İstanbul'un yapılaşma sorununun halledilmesi ve depreme hazır hale getirilmesi ise depremle ilgili yazımda belirttiğim gibi en az 30 yıllık bir süreci gerektiriyor.

Tüm kaynakların İstanbul'da toplanması da ülkenin büyük bir stratejik hatası. Düşünün ticaretin kalbi burada, ekonominin kalbi burada, kültür ve sanatın merkezi İstanbul, aklınıza ne gelirse hemen her şeyin önceliği İstanbul'un.. Özellikle gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında ciddi bir handikapımız bu. Gelişmiş ülkelerde durum (bir iki istisna hariç) böyle değil. Birçok şehir ya da bölge belli alanlarda uzmanlaşmış ve öne çıkmış. Siyaset, ekonomi, sanayi, medya hepsi farklı bölgelere daha eşit olarak yayılmış. Şu andaki kötü yayılım yetmezmiş gibi hükümetimiz bir de İstanbul'u finans merkezi olarak ilan etti. Şu an merkezleri Ankara'da olan birçok mali kuruluş önümüzdeki birkaç sene içinde İstanbul'a taşınacak. Bu da tekrar nüfus artışı, buna bağlı yeni sorunlar ve yeni riskler getirecektir. Finans merkezi olarak başka bir şehir seçilebilirdi. Bursa ya da Eskişehir gibi. Böylece hem büyükşehirlerin özellikle İstanbul'un üzerindeki muazzam baskı hafifler hem de ülkenin kaynakları biraz daha eşit dağıtılırdı.

İstanbul'un daha fazla ve sağlıksız büyümesini önlemek merkezi hükümetin atacağı kararlı adımlara bağlıdır. Hükümet;
1- Anadolu'da her geçen gün boşalan ve kaderine terk edilen şehirleri canlandırmalı,
2- Yanlış tarım politikaları yüzünden azalan tarım gelirlerini artırarak insanların topraktan geçinebilmesini yeniden temin etmeli,
3- Yine ciddi sıkıntılar yaşayan hayvancılık sektörüne daha aklı başında teşvik ve sübvansiyon politikalarıyla yaklaşarak sektörü tekrar canlandırmalı,
4- Turizm potansiyeli olan şehirlerde yapılacak çalışmalarla bu potansiyelden o şehirde oturanların gelirlerine olumlu yansımalar sağlamalı,
5- Belli illerin belli alanlarda ve belli sektörlerde gelişmesine yardım ederek Anadolu'da istihdamın artmasına yardımcı olmalıdır.

Tüm bunların yapılması kısa-orta vadede göçü azaltacak, uzun vadede ise tersine göçü başlatarak ülkenin kaynaklarının daha dengeli ve daha az riskli dağılmasını sağlayacaktır. Yapılmaması halinde ise 10-15 sene sonra İstanbul'un bu sağlıksız ve ülkenin diğer tüm bölgelerinin aleyhine büyümesi oluşturacağı riskler açısından ülkenin güvenliğini dahi tehlikeye atacaktır.

0 yorum: