10 Şubat 2012 Cuma

Nasıl bir gençlik? Dindar mı, tinerci mi yoksa ateist mi?

Başbakan'ın açıklamalarıyla gündeme gelen dindar gençlik tartışmaları devam ediyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aslında tam da kendisinden beklenen bir açıklamayı yaptı: "Dindar bir gençlik yetiştirmek istiyoruz. Herhalde bizden ateist bir gençlik yetiştirmemizi beklemiyorsunuz." Gelen tepkiler üzerine örneğini geliştirdi: "Gençlerin tinerci olmasını mı istiyorsunuz?"

Öncelikle bunların Başbakan'ın samimi düşünceleri olduğuna inandığımı belirterek başlayayım. Ama bu düşünce yapısında ciddi sıkıntıların olduğunu, bu düşüncelerin hayata geçmesi halinde (aslında kısmen hayata geçiyor) ülkemizin ileride çok başını ağrıtacağını düşünüyorum.


Erdoğan'ın ve benzer düşünce sisteminde olanların aslında en büyük sorunu dünyaya oldukça dar bir pencereden bakmaları. Bunun sonucunda da objektif bakış açılarını kaybetmeleri. Şimdi madde madde bu bakış açısının neden yanlış olduğunu tartışalım:

1- Dindarlığın karşıtı tinercilik değildir. Dindar ya da tinerci olmayan ama ahlaken üst düzeyde olan çok sayıda genç vardır. Ahlakın temel kaynağı din değil eğitimdir. Dini hassasiyeti üst düzeyde olup iş ahlakı yerlerde sürünen çok sayıda insan olduğu gibi tam tersi de mevcuttur. Bunların birbirinin zıttı gibi düşünmek yanlıştır.

2- Dindarlığın karşıtı ateistlik de değildir. Dindar olmayan ama inançlı milyonlarca insan vardır. İnançların hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğuna karar verecek, dindarlığın derecesini ölçecek merci siyaset kurumu değildir.

3- Dindar gençliğin ekonomik ve sosyal gelişmede etkili olacağı, aksinin bunu sağlamayacağı, ahlaken de çöküşü yaşatacağı iddiası da tam olarak doğru değildir. Gelişmiş ülkeler de gençler arasında dini değerlere bağlılık yerlerde sürünmektedir. Hatta birçok gelişmiş ülkede gençliğin ve nüfusun büyük kısmı ateist ya da agnostiktir. Ama o gelişmiş ülkelerdeki ahlak anlayışı, saygı anlayışı bizim gibi nispeten dini değerlere önem veren ülkelerin kat be kat üstündedir.

4- Gençliğin ve dolayısıyla insanların dindar olan-olmayan şeklinde ayrılmaya başlaması ve dindar olmayanların ahlaken zafiyet içinde olabilecekleri iması oldukça çirkin bir iddiadır. Öncelikle İslam Dini'nin belki de en güzel müessesesi olan kul hakkına girmektedir. Seküler bir hayat yaşayan ama tinerci olmayan, ahlaken kötü sayılabilecek davranışlarda bulunmayan milyonlarca gencin hakkı yenmektedir.

5- Dindar gençlik yetiştirmek isteyen devlet farklı din ya da mezheplere mensup insanları nasıl eğitecektir? Lafı dolandırmayalım: En basitinden Aleviler ne olacaktır? Sizin inancınız yanlış doğrusu bizim inancımız denip Sünni İslam anlayışı mı dikte edilecektir? Yahudiler ya da Hristiyanların çocukları nasıl eğitilecektir? Devlet din işinde taraf olunca nasıl bir eğitim verecektir? Sizin dininiz yanlış ama biz size yine de öğretelim mi denecektir?

6- Kendisi herhangi bir dine mensup olmayan ama bir yaratıcıya inanan deistler, herhangi bir yaratıcıya inanmayan ateistler, bu konu hakkında objektif veriler olmadığı ve dinlerin kanıtlara dayanmadığını düşündükleri için inanmayan agnostikler ya da başka herhangi bir sebeple dine inanmayan insanlar ne olacaktır? Kendi inanmadıkları dini devlet zorla çocuklarına mı öğretecektir? Empati yaparak Müslüman bir ailenin çocuğuna zorla ateizmin öğretildiğini düşünebilirsiniz.

Sorular çoğaltılabilir ama sanırım yeterlidir.

Toplumun büyük kesiminin Başbakan gibi düşündüğünü de az çok biliyorum. Ama yanlış bir fikri çok sayıda insanın savunması o fikri doğru yapmaz.

Ülkenin geleceği eğitime, bilime, üretime bağlıdır. Dindar olsun olmasın bize çok sayıda mühendis, doktor, sanatçı, edebiyatçı lazımdır. Bu gibi tartışmalarla ülkenin enerjisini harcamak yerine gelişmiş ülkelerdeki uygulamalara bakıp geleceğimizi şekillendirmemiz gerekir. Bu gibi kısır, sığ ve tehlikeli davranışlar 3.Dünya ülkeleri arasındaki kurtulmaya çalıştığımız yerimizi sağlamlaştırır. Hele günümüz dünyasında din üzerinden eğitimi ya da siyaseti dizayn etmeye çalışmak kısa vadede siyaseten kazançlı, uzun vadede felaketimize yol açıcı sonuçlar üretir.

Hükümetin ve siyaset kurumunun din tartışmaları ile halkı kamplaşmalara itebilecek, dindar/ateist, inanan/inanmayan ayrışmalarına yol açabilecek bu gibi davranışlardan uzak durmalı ve asli görevi olan ülkeyi geleceğe taşıyacak eğitimi gençlere vermelidir. Üniversitelerimizin bu gibi tartışmalar yerine bilim kurumu olmaları sağlanmalıdır. Devlet görevlendirmelerinde dindar olup olmadığına değil yetkin olup olmadığına bakılmalıdır. Din herkesin vicdanına bırakılmalı, devlet din üzerindeki kontrol hevesinden vazgeçmelidir. Aileler çocuklarını istedikleri gibi yetiştirebilmeli, gençler arasında dindarlık yarışı ya da kavgası değil eğitim yarışı olmalıdır. Bunu sağlayacak olan da ilk önce hükümettir. Bu anlamsız tartışmaları başlattığı gibi bitirmeli, sonuç alıcı ve kaliteli eğitim öne çıkarılmalıdır. Aksi halde gelişmiş ülkeler arasında yer alma hevesimiz kursağımızda kalır.

Yazımızın sonunda başlığımızın cevabını verelim:

Nasıl bir gençlik? Dindar mı, tinerci mi yoksa ateist mi?
Cevap: Hiçbiri... Bizim derdimiz onlar değil aşağıdakiler olmalı...

Eğitimli, kültürlü, ahlaklı bir gençlik.
Empati yapmayı bilen bir gençlik.
Dünyayı okuyabilen, gelişmeleri takip eden bir gençlik.
Yabancı dil öğrenmiş, diğer kültürleri incelemiş bir gençlik.
Teknolojik gelişmeleri kavramış, yeni gelişmeleri hayal eden ve uygulayan bir gençlik.
Tüketici değil üretici olan bir gençlik.
Sorgulayan, tartışan yakıp yıkmayan bir gençlik.

Böyle bir gençlik yetiştirebilirsek kısa bir zaman sonra dünyanın sayılı medeniyetleri arasında yer alabiliriz. Ama bu iş oldukça zor ve zahmetlidir. Gelişmiş ülkeler bu zor yolu seçtikleri için dünyaya hükmedebilecek gücü kendilerinde bulmaktalar.

0 yorum: